| Tolstoy |
Eskiden iyiliğin gerçekten varolduğuna inanılan devirler vardı.Oysa şimdi hiçkimsenin iyiliğe inancı kalmadı.Nedensiz yere yükselen bir öfke kasırgası ufukları kaplamış durumda.Sevginin ve neşenin olmadığı bir dünya...
Tolstoy'un romanlarını okurken geliveren bir ışık vardır,apansızın sarıverir bulanık zihinleri.İnancın ve yaşanmışlığın zirvesinde bir dehanın kağıda bıraktığı imgelerden fışkıran,içine kapanık,duygusal bir dünya.Henüz bir çocukken o romanlarla tanışmışsanız ruhunuz allak bullak olur.Tolstoy'un yaşadığı devirlere uygun olarak O'nun ruhunun karanlık dehlizlerinde gezinirsiniz.Tolstoy'un devirleri kimi zaman tam inançsız,kimi zaman imanın zirvesinde,O bazen artık umut dolu bir dünyaya inancını kaybeder,bazende umudun en büyük savunucusu olur.
Burada tek tek eserlerinin fihristesini vermeye gerek yok.Başyapıtlarının ne tür bilgelikler taşıdığını merak edenler onları kütüphane raflarında bulabilirler.Burada bahsedilecek konu ise yazarın iç yolculuğudur.Bahsedilecekten kastım merak duygusunun yazıya dökülmesidir.Gerçekten de hep merak ederdim.Bir insan neden durup dururken içinde yaşadığı döneme ve topluma olan bütün inancını kaybeder.Kendisini çok yükseklerde gördüğü için mi?Hayır,kibir ve Tolstoy bağdaştılamaz.Öyleyse neden?
Nedeni yazarın hayatında aramak,kitaplarının kronolojik sıralamasında akislerini yakalamak gerek.İslam eşiğine varmadan önce,yaşadığı çalkantılı dönemlerin ana sebebi içinde yaşadığı toplumdaki yaygın adalatsizlikti.Tolstoy'un hayatının artık simgeleşmiş ifadesi olan'Tanrı'nın egemenliği içimizdedir.''cümlesine bakalım.Bu söz öncelikle Ortodoks ruhban sınıfına ve Rus burjuvazisine karşı açılan bir isyan bayrağıdır.Burjuva doğmuş ama Mujik olarak ölmüş bir filozofun açtığı bir isyan bayrağı.Egemenliğinin kaynağını Tanrılarına dayandıran ruhbanlar ve burjuva sınıfı Tolstoy'un eserlerinde hedef tahtasındadırlar.Tolstoy'un halkı açlık ve sefaletten kırılırken gittikçe semiren bir kitle.Fiziksel ızdıraplarının ötesinde içinde bulunduğu toplumun ahlaki olarak yozlaşmasından ızdırap duyuyordu yazar.Hayvanlar gibi yaşayan,sadece başkalarına çalışan,ayık dolaşmayan ve inancı kalmamış bir nesil...Tabirimi mazur görünüz,'hayvan gibi yaşamak' bencileyin bir deyimdir.Yemek,içmek ve cinsi münasebet...Bunları neden yaptığı ve kaynağı hakkında düşünmeyen ve fikir üretmek çabasını göstermeyen idealsiz bir nesil.
Tolstoy gördü ki:Bütün bunların sebepi cahil ve masum,hareketlerinin bilincinde olmayan.her daim kandırılmış toplum değil,onları yönetenlerdir.Yönetenlerin eleştirisini Savaş ve Barış'ta zirveye taşımıştır büyük yazar.Yönetenlerden sonra kilise,Diriliş kilisenin din algısına alternatif bir din algısı ortaya koyma amacı güder.'Tanrının ışığı(egemenliği)içimizdedir.'Yani Tanrı ile her insan bireysel olarak bağlantı kurabilir,ikinci şahıslara gerek yoktur.İslam'daki 'Allah ile kul arasına kimse giremez' ve Kaf Suresi 16.ayeti''Allah size şahdamarınızdan daha yakındır'' lafzı ile anlatılmak istenenlere
paralel bir anlayış olarak düşünülebilir.Tolstoy'un yolunun İslam ile bu yüzden kesiştiği düşünüyorum.
Peki yazar neden hayatın kendisini konu almıştır.Birinci nedeni hayatı bütün yönleriyle,bütün yaşayan ve yaşanlarla,en ince detaylarına kadar merak etmesi ve incelemesi,ikincisi ise her yazarın içinde var olan bilinme isteği.O kafasının içinde kurguladığı,biçimlendirdiği dünyalara hayat verdi.Kendisi ile aynı yollardan geçmiş ya da geçecek olanlara rehberlik ediyordu.Yaşadığı buhranların sebeplerini belirtirken anlaşılamama kaygısını belirtmek gerekir.Çünkü ne yazarsa yazsın toplumu bir nebze olsun değiştiremediğini ve bir iyileşme sağlayamadığını görüyordu.Sanırım böylesi bir durumda kalması O'nu inzivaya zorladı.Filozof bu yüzden hayatlarını konu edindiği insanların arasına karıştı,onlar gibi yaşadı ve onların çoğu gibi kimsesiz(bir tren istasyonunda)hayata veda etti.
Günümüzde Tolstoy'a benzer düşüncelere sahip insanlar var olabilir.Bu insanların toplumu değiştirme gayretleri çoğu zaman akamete uğrayacaktır.Düşünmeyen ve düşünmeyle zaman kaybetmek istemeyen bir dünyadayız.Herşey çok hızlı değişiyor ve güya gelişiyor.Bu çılgınca koşuşturmanın ortasında durup'Ben ne yapıyorum?Neden yapıyorum?Doğruyu ve iyiyi mi yapıyorum?'sorularını kendisine sorabilecek insanların omuzlarında yükselen bir Dünya...Bu bütün dinlerin,ideologyaların,felsefenin özünü teşkil eder.
Yeni Bir Dünya tasavvur edebilmek için algıların değişmesi,yanılgıların farkedilebilmesi gerek.Bunun için de bütün kaplar boşaltılmalı,çünkü ağzına kadar dolu bir kaba yeni bir şey koyamazsınız.Bilmeyenin bilmediğini,cahilin cehaletini farkedebilmesi için;bilen ve bildiğin farkında olan insanlara ihtiyaç var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder