Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i tekerrür diye ta’rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i tekerrür diye ta’rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
Mehmet Akif bu dizeleri yazdığında elbette ki bu geçmişe bir imza bıraktığının farkındaydı.Söylenmesi gereken birçok şeyi bir çırpıda söyleyivermiş.Bugün içinde bulunduğumuz durumun en mantıklı izahı da bu dizelerdir.
Ülkeyi yönetenler onlarca yıl boyunca hep aynı şeyi söylediler.''Türkiye bağımsız,bölgesinde ve Dünya da söz sahibi,süper bir güç haline gelecektir.''Bu sözler aşağı yukarı aynı şekilde sağ ve sol görüşten idealist,politize edilmiş gençliğin ağzından da defalarca döküldü.Farklı görüşten olmalarına rağmen aralarındaki farkın hiçte öyle büyütülecek bir boyutta olmadığını göremediler.Nitekim en sonunda hep bu sözleri onlara belleten erk ve siyasiler tarafından ezildiler.
Peki aralarındaki fark bu kadar önemsizse neden diyalogla bunu aşamadılar,diye bir soru sorulabilir.
Bugün yaşananlarla aynı sebepten aşamadılar.Onlar da tıpkı bugünün toplumu gibi bir intikam,bir hınç kültürüyle büyütüldüler.Devlet kurulurken kendisine rakip gördüğü muhafazakar(islamcı) çevreleri laiklik gibi çeşitli bahanelerle tasfiye etti.Bunun altındaki ana sebep çok uzak olmayan bir tarihte İstibdatçı,Kanlı Sultan olarak gördükleri Sultan Abdülhamit ile olan meseleleridir.
Sultan Abdülhamit devrinde de bu çevreler eliyle tıpkı Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gibi bir takım zorlama ve siyasi ayak oyunlarıyla halkın hiç tasvip etmediği yenilikler ve devrimler yapılmaya çalışıldı.Fakat her devrim de olduğu gibi bu devrimde de yükselenler ve yok edilenler oldu.Devrim en sonunda amacından sıyrılıp kendi elit tabakasını ve onların yarı burjuva çevrelerini oluşturdu.Bu tür durumlara hiç alışık olmayan halk kitleleri rahatsızlıklarını çeşitli vasıtalarla;özellikle de o devrin siyasilerinin Sultan'ı göndermelerindeki en önemli silah yani basın yoluyla gösterdiler.Teferruata girmeye gerek yok merak edenler İttihat ve Terakki devrini araştırabilirler.Bütün yaşananlar neticesinde,kimler tarafından ve ne amaçla tertip edildiği hala tartışmalı,31 Mart Vakası yaşandı ve Sultan Abdülhamit devri kapandı.*
O dönemin siyasi erki ve onların günümüzdeki uzantıları o hadiseleri ve yaşananları ajandalarına not düştüler ve asla unutmadılar.Osmanlı İmparatorluğu bir yıkım süreci yaşadıktan ve genç Cumhuriyet kurulduktan sonra,o ajandalar açıldı ve klasik yöntemler uygulamaya konuldu.Devrin yöneticileri ilk Avrupalılaşma tecrübeleri sırasında kendilerine ayak bağı olarak gördükleri,kimi zaman kendilerine gerçekten sorun çıkaran,muhafazakar çevreyi çözmek ve dağıtmak için;halkın onlara düşmanı yenmeleri ve İstiklali sağlamaları için verdikleri siyasi ve askeri erki kullandılar. Anlattığım dönem ve devamı olan savaş yıllarında yaşananlar adeta usta bir nakkaşın elinden işlenmiş ve çok büyük bir fikir üretim topluluğu tarafından uygulamaya konulmuş izlenimi veriyor.Çünkü o dönem ve sonrasında yaşananlar hep belirli çevrelerin emellerine ulaşmasını sağladı ve ezilenler hep aynı cephe oldu.Günümüzdeki gibi mistik topluluklardan değil,hıncını ve kinini içinde yüzlerce sene biriktirmiş bir 'taraf'tan bahsediyorum.Cumhuriyet'i kuranlarla şahsi hiçbir problemim yok ama onları tabulaştıran ve kurdukları sistemin bütün yanlışlarını onlara mal eden günümüz elitistleriyle ülkenin problemi var.İşte bunlar gerek Büyük Kurucu yaşarken ,gerek Milli Şef döneminde hep muhafazakar çevreleri hedef aldılar.
Onlar halktan;Büyük Kurucunun ağzından da dökülen cümlelerden de anlaşılabileceği gibi** hep yüzlerini batının pozitivizmine,duygusuz hümanizmine dönmelerinin istediler.Fakat millet bütün diğer şark ulusları gibi bağlı bulunduğu inanışa sorguzca itaat ediyordu.Bunu aşmak için söylemlerinde ve eylemlerinde bazen şiddetin dozunu arttırmak bazen düşürmek gibi yollarla mücadele verdiler.Halkın içinden kimi çevreler daha ilk dalgada çözülürken,kimi daha çok mücadele vererek teslim oldu ve en sonunda geriye tam inanan,kendi tabirleriyle imanlı,çekirdek bir zümre kaldı.Bir benzetme yapmak gerekirse bu çekirdek zümre; peygamberler en zor durumda bulunduklarında ve terkedildiklerinde etrafların da toplanan en inançlı zümreye benzetilebilir.İslam tarihi ve öteki dinlerin tarihi araştırılırsa bu durum yakinen teşhis edilebilir:En sona kalan,önderlerini hiç şüphesiz takip eden bir avuç insan, bugün 5 kıtaya yayılmış ve1.5 milyar insanın mensubu olduğu bir dinin öncüleri oldular.
İşte böyle bir topluluğa karşı yapılan mücadele günümüze değin sürüp gidiyor.İlk başta izlenen sistem ve metot değişti.Siyasi erk zaman zaman kesintiye uğrasa da milletin ellerine geçti.Bu çevreler de buna uygun olarak yeni usuller ve sistemler geliştirdiler.1960-1980 arası dönemde*** o dönem Dünyasının ruhuna uygun olarak askeri yöntemler uygulandı.Yakın geçmişte ve günümüzde kalem erbabları ve hukukçular vasıtasıyla yürütülüyor.Fakat temel bir hataya düştüler kendileri bir şeyleri kutsallaştırdılar,kendi tabularını oluşturdular.Büyük Kurucu'yu takip edenler iyi bilirler ki O bağnazlığa ve bağnazca düşüncelere karşıydı.Dini de bir bağnazlık ve serbest düşünceye gem vurduğunu düşündüğü için geri plana attı!!(Resmi tarihte bize anlatılan tamamen budur).Fakat kendileri O'na ait olduğunu iddia ettikleri düşünceler ürettiler ve o düşüncelere saplanıp kaldılar.Bu çelişkili durum sık sık karşılarına çıkıyor.
Günümüz de yaşananlar geçmişte yaşananlardan herhangi bir farklılık arz etmiyor.Yalnızca farklı olduğu izlenimini veren bir unsur var:Siyasi erk Cumhuriyet Tarihi boyunca hedef tahtasına konulan 'muhafazakar' çevrenin ellerine geçmiş gibi görünüyor.Bizzat bu akımın temsilcisinin ağzından bu çevrenin de bir kini ve hıncı olduğu anlaşılabilir.Tabi ki bu akım yukarda bahsedilen çekirdek zümrenin temsilciliği görevini üstlendiği iddiasında değil fakat halk böyle düşünüyor.Asıl yerine getirmesi gereken misyonu unutup kin ve hınç peşinde koşmak bize geçmişimizden miras kaldı.Geçmişlerinin hatalarını tekrar tekrar yaşayanların başlarına ne geldiğinin örnekleriyle doludur tarih.Umarım ki ülkenin bu umutlu dönemi bir hesaplaşma havasında kaybolup gitmez.
Biz tarihi puslandırılmış ve yalnız başkalarının görmemizi istediği şeyleri görebilen bir milletiz.Asıl görmemiz gereken şey birlik duygusunun; hata oranını sıfıra indirerek değil ,hatalardan ders alınarak oluşturulduğudur.Siyasi erk geçmişte kendisine karşı yanlış yapan ve artık sönmeye yüz tutmuş bir elitist grupla hesaplaşmaya giderse hem onları palazlandırmış olur hem de asıl yapması gereken şeyler için zaman kaybeder.Onların tarihi bitti ama unutmayın ki nasıl büyük önderlerin etrafında çekirdek bir zümre oluşursa rakipleri etrafında da o zümreden oluşur.
*31 Mart Vakası'nı daha iyi anlayabilemek ve neden meydana geldiğini sorgulayabilmek için 6-7 Eylül ve Menemen Hadiseleri detaylıca incelenebilir.
**Artık dönemin alamet-i farikası olmuş:''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.''gibi sözler.
***İskender Pala'nın ''İki Darbe Arasında''kitabı darbe dönemlerine ve izlenen stratejiye ışık tutabilir.
**Artık dönemin alamet-i farikası olmuş:''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.''gibi sözler.
***İskender Pala'nın ''İki Darbe Arasında''kitabı darbe dönemlerine ve izlenen stratejiye ışık tutabilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder